Neden Üstü Kalsın?
- Seren Kutadgu
- Apr 26, 2020
- 5 min read
Uzun zamandır bir terslik olduğunu hissediyordum.
Gidiyoruz ormanları işgal ediyoruz. Ağaçları kesiyor, kesmeye üşenirsek yakıyor kül ediyoruz. Sonra küllerin üstüne, yaktığımız ağaçlardan daha yüksek binalar inşa ediyoruz. Hayvanları avlıyor, kesip pişiriyoruz. Meyvesinden sebzesinden toplayıp, birbirimize satıyor, para kazanıyoruz. Fakat tüm bu hoyratlığa rağmen, her gün biraz daha eksilse de, doğa bize hiç sırt çevirmiyor, büyük bir cömertlikle vermeye devam ediyor (arada da “al sana” deyip, bağış kolisinin içine korona da iliştirebiliyor eşantiyon olarak).
İşte bu düşünceler arasındayken, hazır evde kaldığımız bu dönem hepimizde farklı pencereler açmış, bizi varoluş sebebimize dair farklı sorgulamalara gark etmişken, ben de eksik kalmayayım, hayatımın amacını bir sorgulayayım dedim.
Ve inanmayacaksınız ama, kendi kendime sordum: Benim hayattaki amacım nedir?
Birçok cevap verebilirdim bu soruya, ya da hiç cevap veremeyebilirdim. Bu da mümkündü. Ama biraz sakin kalıp düşündüğümde, amacımın; dünyanın daha iyi bir yer ve insanların daha mutlu olmasına katkı sağlamak olduğuna karar verdim. Ne kadar naif bir ilkokul öğrencisi kompozisyonu gibi değil mi? (Hayallerim bazen hala ilkokuldaymış gibi olabiliyor, yapacak bir şey yok…)
Peki bunun için ne yapabilirdim? Dünyanın daha iyi bir yer olmasını sağlayabilir miydim? Bu gerçekten mümkün müydü?
Şu an içinizden güldüğünüzü, hatta belki de yüksek sesle kahkaha attığınızı duyabiliyorum. Merak etmeyin ben de büyük değişimler yapamayacağımın farkındayım. Arada bir ilkokul çocuğu hayalleri kursam da, dünya için büyük değişimler yapamayacağımı anlayabilecek kadar büyüdüm. Bırakın dünyayı, çevremde bile ne kadar değişiklik yapmaya gücüm olabilirdi ki? Daha da mikro boyutlara inelim; yakın çevremin, arkadaşlarımın, ailemin hayatını şekillendirmeye bile gücüm var mıydı? Sanmıyorum. Dedim ya, o kadar büyüdüm.
Büyüdüm. Çünkü biliyorum ki her şey, kendi akışı içinde ilerliyor. Doğuyor, büyüyor, belli yönlere eviriliyor ve ölüyor. Tüm yaşam, akışta yolunu bir şekilde buluyor. Bu akışa müdahale etmek mümkün müydü?
Bunlara cevabım hala kafamda netleşmiş değil. Netleşmemesi de iyi diyorum bir yandan. O zaman umudun ne anlamı kalırdı? Peki ya umutsuz yaşamanın? Ama durduğum yer, akışa müdahale edip, onun yönünü değiştirmeye çalıştığım bir yer değil (Kürek çekilir mi hiç akıntıya karşı?). Durduğum yer daha çok akışın, olması gerektiği gibi olmasına müsaade etmek.
Nefes almanın değerini biz ancak böyle zamanlarda anlıyorsak, durup düşünmenin bize öyle ya da böyle iyi geldiğini düşünüyorsak, bizim dışımızdaki yaşama, doğaya, hayvanlara ve diğer tüm canlılığa da bu nefes alma fırsatını sunmamak büyük bir bencillik değil mi? Hem de ne uğruna?
Yani aslında durduğum yer o kadar basit. Doğanın akışına, döngüsüne karışmadan, yine başka bir ozanın söylediği gibi “çomak sokmadan” uzaktan bakmak, sadece hayran olmak…
İşte bu hayranlığın da ancak birlikte yaşandığında keyifli olabileceğini düşünüyorum – sizce de paylaşmak güzel şey değil mi? Bu paylaşmanın bendeki yansıması, bu bilinci diğer insanlarla beraber yaşamaktan geçiyor. Bu yüzden, en azından yakın çevremle başlayarak, farkındalık yaratma umudu taşıyorum. Zaten daha fazla ne yapabilirdim ki? Fabrikaların bacalarına patates mi sıkıştıracaktım? Tüm araç sahiplerinin arabasını toplayıp karşılığında bisiklet mi dağıtacaktım? Üreticileri plastik kullanmaktan men edip ticaret hayatının tadını mı kaçıracaktım? Ya da G20 liderlerini bir masaya toplayıp, hepsine azar mı kayacaktım?
Kısacası, bundan fazlasını zaten yapamazdım. Ha, yapamazdım dediysem, bir şeyler yapabilirdim tabi. Kendi çapımda bir şeyler (sonuçta bu çapsız dünyada, çap bilimi de en az kelle paça kadar önemli). Mesela “daha” kelimesini hayatımdan çıkarabilirdim (şu ana kadarki cümlelerimden de gördüğünüz gibi bu konuda “daha” epey yolum var :)) Dahası – şaka şaka – tüketim alışkanlıklarımı değiştirmeye, çocuklara doğa sevgisi aşılamaya, bu anlamda geleceğe ufacık da olsa tohumlar serpmeye, tüm bunları yaparken de, bu topraklarda beraber yaşadığım diğer insanlara, dostlarıma, yakınlarıma, ya da hiç tanımadığım insanlara bir idrak kapısı aralamaya çalışabilirdim.

Kişisel olarak, her ne kadar ısrarcı bir yapım olsa da, galiba hepsinden öte, örnek olmaya çalışırdım. İnanmazsınız, örnek olmanın dikte etmekten değerli olduğunu bile kavrayacak kadar büyüdüm. Belki bu yazıyı okuyanlar siz büyüklerim ve yaşıtlarım, ne demek istediğimi anlıyorsunuz. Hatta belki benzer bir farkındalığı yaymak için çabalıyorsunuz. Ama sizlerin hayat akışına karışamam ne de olsa. Kendi döngünüz içinde doğdunuz, büyüdünüz, evirildiniz ve öleceksiniz. Bu son söylediğime alınmayın, ne de olsa döngü bunu gerektiriyor.
Sizden ümitsiz olduğumdan değil, ama siz zaten doğru olanı bildiğinizden sizi kendinize bırakıyorum. Düşünüyorum da, belki çocuklar üzerindeki etkim daha büyük olurdu. Onlara gerçekten örnek olabilir; ileride ağaçlara sıkı sıkı sarılan, onları bizden daha akıllıca yöntemlerle koruyan bireyler yetişmesine katkı sağlayabilirdim. Çünkü gelecek onların. İşte Doğadaki Çocuk projesi de böyle başladı (https://dogadakicocuk.org/). 50’ye yakın güzel insan bu amaç doğrultusunda emeklerini ve kalplerini koydu ortaya. Büyük şeyler yapamayacaklarını bilecek kadar olgun olmalarına rağmen, oradalar… Hepsine ayrı ayrı minnetarım (onlar kendilerini biliyor ;)).
Bu arada laf lafı açtı, belki kimileriniz için akrep 12’yi aştı ve biz nerelere geldik. İyi ki de geldik, hoş geldik. İyi ki de yaşıyor, şimdilik evden de olsa –hepimiz iyi ki ışık saçmaya devam ediyoruz.
İşte Üstü Kalsın, ışık saçma iddiasında olmasa da, bir kıvılcım yakma niyetiyle yola çıktı. Hülasa, bu blog, tıpkı Doğadaki Çocuk’ta olduğu gibi – kişisel olmadan – aynı farkındalığı büyütme amacı taşımaktadır. Şimdi bunu okuduğunuzda, “kapakta “kişisel blog” yazıyor oğlum sen ne ayaksın? Kendin yazıyor kendin söylüyorsun, yeme bizi” diyebilirsiniz. Ama demeyin. Çünkü bu bloğu henüz geçen hafta açtım ve içinde bu yazılar olmasa ne diye ziyaret edesiniz? O yüzden belli aralıklarla yazılarımı ve fotoğraflarımı paylaşmaya gayret edeceğim. Hatta bir de kısa videolar çekip yayınlamayı planlıyorum.
Yol göstericiliğine güvendiğim bir dostum; verilerden ziyade hislerimi kâğıda döktüğüm yazılara yönelmemi önerdi. Bu yazı da onun sözüne itimadımın bir ibaresi oldu diyebilirim. İçimden geldikçe belki böylelerini de yazar, paylaşırım.
Ama kendi yazılarımın ve vizyonumun çok ötesinde, bu bloğun bir orman gibi çoğulcu olması en büyük dileğimdir. O yüzden bu blog, sizlerden konu ile ilgili gelecek her türlü düşünce, katkı, paylaşım ve yazıya açıktır. Paylaşın, beraber değerlendirelim ve hep birlikte kendimize tanık olalım. İşte böyle bir orman hayal ediyorum.
Sadede gelelim: neden Üstü Kalsın?
Biliyorsunuz “üstü kalsın” genelde diğerine bir şey veren kişi tarafından – ki bu para olabilir, karşılıksız güven, sevgi ya da şairin dediği gibi bir ömür olabilir – verdiğinden arta kalanını istemeyeceğini beyan etmek için kullanılan, olgun bir cömertlik ifadesidir.
Ben aslında – gençken – “üstü kalsın” adında bir bar açmayı hayal ediyordum. Hatta sürprizi kaçmasın diye en yakın arkadaşlarıma bile söylemiyordum ismini. Muhtemelen bu yazıyı okuyunca “ah ulan” diyecekler. Ne var ki büyüdük, dünya kirlendi ve bar için topladığım malzemeler, evimde kendime kadar yaptığım bara sığmak zorunda kaldı. Hayalini kurduğum bar, bir müdavim barı olacaktı. Arkada inceden bir müzik, loş bir ortam. Ufak bir sahne, sahnede yetenekleri değer gören üniversite öğrencileri. Her daim kendi saatlerinde gelen, geldiklerinde yerleri ve içecekleri belli olan; dürüstçe konuşulan, tartışılan, paylaşılan ve kahkahalarla gülünen bir yere geldiklerine her defasında emin olarak gelen müdavimler.
Bar olmadı ev oldu, blog olmaz orman olur. Belki de hayal ettiğim müdavimliği, müzikte, kahkahada değil ama burada; sözde, düşüncede yakalayabiliriz.
Tek “y”li Süreya’nın hayranı olarak zaten bu ifade üzerine bir şeyler yapmayı hep istemişimdir. Fırsat bu güneymiş. Ama iyi ki de bu güneymiş. Çünkü bizim ondan aldıklarımız ve hoyratlığımıza rağmen, doğanın bize karşı hala bu denli cömert davranmasını daha iyi anlatabilecek başka bir ifade bulamazdım herhalde.
üStü. Kalsın.
26 Nisan 2020
İstanbul
Comments